DO-CO NEDİR?
Uçağa bindiğimizde önümüze gelen yemeklerin
nasıl hazırlanıp bize sunulduğunu merak ettiniz mi? Hele uzun uçuşlarda
aralıksız süren ikramları nasıl hazırlIyor ve uçakta bulundurabiliyorlar?
Biraz mesleki merakım biraz da sektörü bilmemden kaynaklanan bir ilgidir
benim ki… Geçtiğimiz hafta bunun sırrına erdim diyebilirim.
İstanbul’da Atatürk Hava limanının B kapısından girip DO-CO tabelalarını
takip ettiğinizde kendinizi dıştan büyük görünmeyen ama içine girince şaşırtıcı
büyüklükte ki bir binanın önünde buluyorsunuz. Giriş çıkışın büyük kontrollerle
yapıldığı, hijyen kurallarının buradan başladığını hemen anlıyorsunuz.
DO-CO isimli kuruluştan söz edeceğim.
THY dahil pek çok hava yolu şirketine hizmet veren, Viyana,
Barselona,Kiew, Berlin, Münih, Frankfurt, Varşova, Londra, New York, Londra,
İstanbul gibi birçok şehirde merkezleri olan Catering, lokanta, otel hizmeti sunan bir kurumdan söz
edeceğim.
Ana girişte bizi karşılayan yönetici hocamız ile bir koridoru yürüyerek,
bir uçağa birebir benzetilen replika uçağın içine girdik. Hostes, host, aşçı,
şef aşçıların uygulama yapabildikleri, uçak tiplerine, taşımacılık sınıflarına
göre hazırlanmış örnek bir yapı. Koltuklarımıza oturduk ve görevli hostesler ve
“uçan şef” dedikleri kişi servise başladılar. Uçan şefler gerçek aşçılar ve
uçuşlarda mutlaka bulunuyorlar, ısıtma, hazırlama ve serviste görev alıyorlar.
Ana çalışma yerleri ise merkezlerdeki ana mutfaklar. Yemekleri hazırlanışından
sunumuna kadar kalite ve güvenliğini kaybettirmeden sunulmasını amaçlıyorlar.
Yemekler özenle seçilmiş porselen kaplarda ağızları kapalı olarak servis
edilmeye başlandı.
Zeytinyağlı sebze yemeği, füme hindi, salata, cacık, tere yağı, sıcak
ekmek çeşitlerinden oluşan şık bir sunum yapıldı. Ana yemek; bonfile, pilav,
patlıcan püre restoran sıcaklığında ve hijyenik kurallara uygundu. Yemekler
gerçekten son derece lezzetliydi.
Üzerine ikram ettikleri çay tam da Türk çayı dedirtecek nitelikteydi.
Biraz mesleki merakım biraz da sektörü bilmemden kaynaklanan bir ilgidir
benim ki… Geçtiğimiz hafta bunun sırrına erdim diyebilirim.
İstanbul’da Atatürk Havalimanının B kapısından girip Do-Co tabelalarını
takip ettiğinizde kendinizi dıştan büyük görünmeyen ama içine girince şaşırtıcı
büyüklükte ki bir binanın önünde buluyorsunuz. Giriş çıkışın büyük kontrollerle
yapıldığı, hijyen kurallarının buradan başladığını hemen anlıyorsunuz.
DO-CO isimli kuruluştan söz edeceğim.
THY dahil pek çok hava yolu şirketine hizmet veren, Viyana,
Barselona,Kiew, Berlin, Münih, Frankfurt, Varşova, Londra, New York, Londra,
İstanbul gibi birçok şehirde merkezleri olan Catering, lokanta, otel hizmeti sunan bir kurumdan söz
edeceğim.
Ana girişte bizi karşılayan yönetici hocamız ile bir koridoru yürüyerek,
bir uçağa birebir benzetilenreplika uçağın içine girdik. Hostes, host, aşçı,
şef aşçıların uygulama yapabildikleri, uçak tiplerine, taşımacılık sınıflarına
göre hazırlanmış örnek bir yapı. Koltuklarımıza oturduk ve görevli hostesler ve
“uçan şef” dedikleri kişi servise başladılar. Uçan şefler gerçek aşçılar ve
uçuşlarda mutlaka bulunuyorlar, ısıtma, hazırlama ve serviste görev alıyorlar.
Ana çalışma yerleri ise merkezlerdeki ana mutfaklar. Yemekleri hazırlanışından
sunumuna kadar kalite ve güvenliğini kaybettirmeden sunulmasını amaçlıyorlar.
Yemekler özenle seçilmiş porselen kaplarda ağızları kapalı olarak servis
edilmeye başlandı.
Zeytinyağlı sebze yemeği, füme hindi, salata, cacık, tere yağı, sıcak
ekmek çeşitlerinden oluşan şık bir sunum yapıldı. Ana yemek; bonfile, pilav,
patlıcan püre restoran sıcaklığında ve hijyenik kurallara uygundu. Yemekler
gerçekten son derece lezzetliydi.
Üzerine ikram ettikleri çay tam da Türk çayı dedirtecek nitelikteydi.
Aklıma takılan soruları sormak için sabırla bekledim.
Biz bunları yerken bir yandan da bilgilendirilmeye başladılar.
Bu kurum 1981 yılında Viyana da kurulmuş. 2007 yılında THY yolları ile
ortaklık anlaşması yapmışlar ve daha da büyümüşler.
Günlük 150 bin kişilik yemek üretiliyor, son derece titiz seçilmiş
kalifiye 2000 eleman çalışıyor. Personelin sağlık kontrolleri ve eğitimleri
büyük bir titizlik ve sıklıkla yapılıyor. İşe alınmaları da hiç kolay değil, 3
aşamalı sınav/ görüşme tekniği ile yapılıyor.
İşin kalbinin insan elinden çıktığını çok iyi biliyorlar. Çalışmaları
izlediğinizde personel memnuniyetini ve çalışma hızlarını görebiliyorsunuz.
Son derece gelişmiş mikrobiyoloji laboratuvarı, bilgisayar sistemleri
ile denetlenen yükleme, hazırlama ve kontrol noktaları ile insanı büyülüyor.
Sebzelerin hazırlanması ve yıkanması beni daima çok ilgilendirir, bunun
için özel bir bölüm oluşturulmuş. Yıkama büyük ve özel aparatlar ile yapılıyor.
Çiğ tüketilecek sebze ve salatalık malzemelere insan sağlığına zarar vermeyen
bir solüsyon eklenerek hijyen sağlanıyor.
Soyulup hazırlanmış patatesler, havuçlar, yeşil yapraklı sebzeler ve
meyveler özel kasalara yerleştirilip hazırlama noktalarına asansörler yardımı
ile ulaştırılıyor.
İnsan faktörünü çok önemsiyorlar, bir çok yiyecek tamamen el emeği
olarak üretiliyor.
İçli köfte, hamsili pilav, yaprak sarması, meyvelerin soyulup
hazırlanması tamamen elde yapılıyor.
Sebzelerin kullanım amaçlarına göre doğranmaları, pişirme yöntemlerini,
servis edilmesi sırasındaki porsiyonlamalar standartlaştırılmış ve personelin
kullanacağı reçeteler halinde önlerinde bulunduruluyor.
Ekmek , pasta, börek, tatlı hazırlama bölümleri anlatılamayacak kadar
temiz ve çok hızla üretimi destekleyecek şekilde dizayn edilmiş. Üretilen
elmalı kekler, kurabiyeler, üzümlü daniş kekleri, pastalar, kuplar sanki ev
yapımı gibi.
Beni büyüleyen diğer bir yer ise, hazırlanmış, paketlenmiş, soğutulmuş,
uçakta kullanılacak taşıyıcılara yerleştirilmiş bu ürünlerin herhangi bir
karışıklığa uğramadan uçaklara nasıl yüklendiği yer oldu. Günde yüzlerce uçağa özel menüler de dahi bu ürünlerin
yüklenildiği yere geldiğimizde biraz daha şaşırdım. Yükleme bölümünün ısısı
insanı üşütecek kadar düşük, kişiler kalın giysiler ve özel kıyafetler ile çalışıyorlar.
Kontrol işlemi otomasyon merkezi tarafından hazırlanıp denetleniyor. 20
uzman kişinin çalıştığı bu merkez uzay üssü gibi. Masaların etrafında
kümeleşmiş grupları görüyorsunuz, yoğun bir çalışma var. Bu merkez tıpkı mutfak
gibi 24 saat durmaksızın çalışıyor.
İnip kalkan uçaklar, yükleme yapılan uçağın durumu, sefer sayıları yani
inanılmaz bir teknik çlışma var.
Alt kata indiğimizde duvarda bir
televizyon ekranı gösterdiler. Üzerinde çeşitli renklerle işaretlenmiş uçak
kodları, saatleri,istenilen yemeklerin türü ve sayısı, hazırlanmış taşıyıcılar üzerine yapıştırılmış
etiketlerin kod numaraları, teslim eden kişinin kod numarası gibi bilgiler
yazıyor. Buradan konteynırlara yükleme yapmak
için kapıya yanaşmış özel kamyonları görüyoruz. İçleri deterjanlarla
yıkanan ve steril edilen özel kamyonlar. Gidecekleri uçakların bilgisini ve
malzemeleri yerleştirip uçağa yaklaşarak yükleme yapıyorlar. Soğuk zincir hiç
bozulmuyor. Bu yemek taşıyan dolaplar uçakta sıcak veya soğuk servis
edilecekler olarak ayrılıyor. Sıcak
servis edilecek paketler için ısıtılma işlemi uçaktaki elektrikli fırınlarla yapılıyor. Çeşitliliğin
nasıl denetlendiği ve bu kontrolün nasıl yapıldığını anlattıklarında
şaşkınlığım biraz daha artıyor.
Son olarak gördüğümüz uçaklardan geri dönen artıklar ve
değerlendirilmesi. Uçaktan gelen ayrıştırılmaya başlanıyor, çöpler bir
konteynırda biriktiriliyor. Bunu değerlendiren firma çöpleri götürüyor. Açılan
kutulardan çıkan ekipmanlar ait olduğu hava yolu şirketinin malzemelerine göre
ayrılıyor. Tabaklar, çatallar, bıçaklar, cam eşyalar ayrılıp ön yıkamaya
ardından esas yıkama ve sterilizasyona gönderiliyor. Kullanıma hazır olacak şekilde
hazırlanıyorlar ve gerekli ünitelere gönderiliyor. Sanitasyonun önemi her yerde
görülüyor ve uyarılar hiç bitmiyor. Denetim son derece sıkı ve dikkatli
yapılıyor.
Bu kurumu gezerken en çok dikkatimi çeken hijyen ve sanitasyon
kurallarına çok dikkat etmeleri oldu. HACCP denilen uluslar arası değerlendirme
kriterlerine uymaları ve çeşitli değerlendirme belgelerine sahip olmaları ve
daha önemlisi bu belgelerin hakkını veren çalışmaları yapıyor olmaları. Küçük
bir ihmalin veya aksamanın gıda enfeksiyonu yada intoksikasyonuna sebep
olabileceği bilincinin ne kadar yerleştirildiği ve uygulandığı hemen görülüyor.
Uluslar arası girişimleri ve bunun hakkını vermelerinden dolayı çok
etkilendiğimi ve sizlerle paylaşmak istediğimi bilmenizi istedim.
Aklıma takılan soruları sormak için sabırla bekledim.
Biz bunları yerken bir yandan da bilgilendirilmeye başladılar.
Bu kurum 1981 yılında Viyana da kurulmuş. 2007 yılında THY yolları ile
ortaklık anlaşması yapmışlar ve daha da büyümüşler.
Günlük 150 bin kişilik yemek üretiliyor, son derece titiz seçilmiş
kalifiye 2000 eleman çalışıyor. Personelin sağlık kontrolleri ve eğitimleri
büyük bir titizlik ve sıklıkla yapılıyor. İşe alınmaları da hiç kolay değil, 3
aşamalı sınav/ görüşme tekniği ile yapılıyor.
İşin kalbinin insan elinden çıktığını çok iyi biliyorlar. Çalışmaları
izlediğinizde personel memnuniyetini ve çalışma hızlarını görebiliyorsunuz.
Son derece gelişmiş mikrobiyoloji laboratuvarı, bilgisayar sistemleri
ile denetlenen yükleme, hazırlama ve kontrol noktaları ile insanı büyülüyor.
Sebzelerin hazırlanması ve yıkanması beni daima çok ilgilendirir, bunun
için özel bir bölüm oluşturulmuş. Yıkama büyük ve özel aletler ile yapılıyor.
Çiğ tüketilecek sebze ve salatalık malzemelere insan sağlığına zarar vermeyen
bir solüsyon eklenerek hijyen sağlanıyor.
Soyulup hazırlanmış patatesler, havuçlar, yeşil yapraklı sebzeler ve
meyveler özel kasalara yerleştirilip hazırlama noktalarına asansörler yardımı
ile ulaştırılıyor.
İnsan faktörünü çok önemsiyorlar, bir çok yiyecek tamamen el emeği
olarak üretiliyor.
İçli köfte, hamsili pilav, yaprak sarması, meyvelerin soyulup
hazırlanması tamamen elde yapılıyor.
Sebzelerin kullanım amaçlarına göre doğranması, pişirme yöntemlerini,
servis edilmesi sırasındaki porsiyonlara ayırma standartlaştırılmış ve personelin
kullanacağı reçeteler halinde önlerinde bulunduruluyor.
Ekmek , pasta, börek, tatlı hazırlama bölümleri anlatılamayacak kadar
temiz ve çok hızla üretimi destekleyecek şekilde dizayn edilmiş. Üretilen
elmalı kekler, kurabiyeler, üzümlü kekler, pastalar, kuplar sanki ev
yapımı gibi.
Beni büyüleyen diğer bir yer ise, hazırlanmış, paketlenmiş, soğutulmuş,
uçakta kullanılacak taşıyıcılara yerleştirilmiş bu ürünlerin herhangi bir
karışıklığa uğramadan uçaklara nasıl yüklendiği yer oldu. Günde yüzlerce uçağa özel menüler de dahi bu ürünlerin
yüklenildiği yere geldiğimizde biraz daha şaşırdım. Yükleme bölümünün ısısı
insanı üşütecek kadar düşük, kişiler kalın giysiler ve özel kıyafetler ile çalışıyorlar.
Kontrol işlemi otomasyon merkezi tarafından hazırlanıp denetleniyor. 20
uzman kişinin çalıştığı bu merkez uzay üssü gibi. Masaların etrafında toplanmış grupları görüyorsunuz, yoğun bir çalışma var. Bu merkez tıpkı mutfak
gibi 24 saat durmaksızın çalışıyor.
İnip kalkan uçaklar, yükleme yapılan uçağın durumu, sefer sayıları yani
inanılmaz bir teknik çalışma var.
Alt kata indiğimizde duvarda bir
televizyon ekranı gösterdiler. Üzerinde çeşitli renklerle işaretlenmiş uçak
kodları, saatleri,istenilen yemeklerin türü ve sayısı, hazırlanmış taşıyıcılar üzerine yapıştırılmış
etiketlerin kod numaraları, teslim eden kişinin kod numarası gibi bilgiler
yazıyor. Buradan taşıyıcılara yükleme yapmak
için kapıya yanaşmış özel kamyonları görüyoruz. İçleri deterjanlarla
yıkanan ve steril edilen özel kamyonlar. Gidecekleri uçakların bilgisini ve
malzemeleri yerleştirip uçağa yaklaşarak yükleme yapıyorlar. Soğuk zincir hiç
bozulmuyor. Bu yemek taşıyan dolaplar uçakta sıcak veya soğuk servis
edilecekler olarak ayrılıyor. Sıcak
servis edilecek paketler için ısıtılma işlemi uçaktaki elektrikli fırınlarla yapılıyor. Çeşitliliğin
nasıl denetlendiği ve bu kontrolün nasıl yapıldığını anlattıklarında
şaşkınlığım biraz daha artıyor.
Son olarak gördüğümüz uçaklardan geri dönen artıklar ve
değerlendirilmesi. Uçaktan gelen ayrıştırılmaya başlanıyor, çöpler bir
konteynırda biriktiriliyor. Bunu değerlendiren firma çöpleri götürüyor. Açılan
kutulardan çıkan ekipmanlar ait olduğu hava yolu şirketinin malzemelerine göre
ayrılıyor. Tabaklar, çatallar, bıçaklar, cam eşyalar ayrılıp ön yıkamaya
ardından esas yıkama ve sterilizasyona gönderiliyor. Kullanıma hazır olacak şekilde
hazırlanıyorlar ve gerekli ünitelere gönderiliyor. Sanitasyonun önemi her yerde
görülüyor ve uyarılar hiç bitmiyor. Denetim son derece sıkı ve dikkatli
yapılıyor.
Bu kurumu gezerken en çok dikkatimi çeken hijyen ve sanitasyon
kurallarına çok dikkat etmeleri oldu. HACCP denilen uluslar arası değerlendirme
kriterlerine uymaları ve çeşitli değerlendirme belgelerine sahip olmaları ve
daha önemlisi bu belgelerin hakkını veren çalışmaları yapıyor olmaları. Küçük
bir ihmalin veya aksamanın gıda enfeksiyonu yada intoksikasyonuna sebep
olabileceği bilincinin ne kadar yerleştirildiği ve uygulandığı hemen görülüyor.
Uluslar arası girişimleri ve bunun hakkını vermelerinden dolayı çok
etkilendiğimi ve sizlerle paylaşmak istediğimi bilmenizi istedim.









No comments:
Post a Comment