Sunday, December 1, 2013



40 Yaş Üzeri Kadınlarda Beslenme
Ülkemiz nüfusunun önemli bir bölümünü 40 yaş üstü kadınlar oluşturuyor. Bu grup önemli sağlık riskleri ile de karşı karşıyadır. Kadınlarımıza sağlıklı olmayı öğretebilirsek hem kendilerini hem de ailelerini korumayı başarabiliriz.

Bu risklerin başında koroner kalp hastalıkları, osteoporoz, obezite ve meme kanserinin yer aldığı bilinmektedir.
Yüksek tansiyon, hareketsiz yaşam tarzı, diyabet ve bilinçsiz beslenme, 40 yaş üstü kadınlarda kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini artıran faktörlerin başında yer almaktadır.

Yeterli ve dengeli beslenmek çok zor mu? Tabii ki hayır!!!


İlke olarak dört besin grubunda bulunan besinlerin yeterli miktarda tüketilmesiyle sağlanır.
Bu besinler;
1- Süt grubunda yer alan süt, peynir ve yoğurt;
2- Et grubunda yer alan et, tavuk, yumurta ve kuru baklagiller; 3- Sebze ve meyve grubu  
4-Tahıl grubuna giren ekmek, bulgur, makarna, pirinç, mısır ve tarhanadır.
Bu besinlerin önerilen tüketim miktarları kişiye özgü olarak değişmekte, bireyin yaşı, cinsiyeti ve fiziksel aktivite durumu bu oranları etkilemektedir.

Her yaş grubunda olduğu gibi sigara kullanımı önemli sağlık sorunlarında alt yapıyı oluşturur. Sigara, öldürücü zararları nedeniyle çok önemli bir halk sağlığı sorunudur.

20 yaşın üzerindeki tüm bayanlar ayda bir kez kendi meme kontrollerini yapmalıdır. Meme kanseri bu yaş grubunun baş belasıdır. Bunun için en ideal yöntem, kadınların "kendi kendilerine elle" yapacakları muayenedir. Kadınlar kendi kendilerine elle yapacakları kontrollerde, memelerinin dokusu ve yapısı konusunda fikir sahibi olacakları için memelerinde oluşacak herhangi bir değişikliği hemen fark edeceklerdir.

Şişmanlığın kadınlarda görülme sıklığı gittikçe artmaktadır. Sağlık üzerindeki etkileri ciddi boyutlara ulaşmıştır. Şişmanlık kan basıncını ve kolesterolü yükseltmekte, kalp damar hastalıkları, felç, şeker hastalığı, bazı kanser türleri, solunum yetersizlikleri ile kemik ve eklem hastalıklarının ortaya çıkış hızını artırmaktadır.
Bu kadınlar için başlı başına büyük bir sorunu işaret ediyor.

Beslenmemizde yağların önemi ve yeri çok fazladır. Yağda eriyen vitaminlerin vücutta kullanılması için mutlak diyet yağına gereksinme duyulur. Bu önemi nedeniyle ölçülü olunmalı ve doymamış yağlar tercih edilmelidir. Tereyağı, diğer hayvansal yağlar ve margarinlerin çoğu doymuş yağlardır ve kolesterol düzeyini artırırlar. Ay çiçek, soya, mısır özü gibi bitkisel yağlar doymamış yağlardır ve kolesterol içermezler. Bu nedenle yemeklerin doymamış yağlarla birlikte zeytinyağı ile pişirilmesi ve tüketimi, sağlık açısından daha yararlıdır.
Beslenme de hedef dengeli olmaktır. Enerji ve besin ögelerinin alınması mutlak bir denge göstermelidir. Örneğin günlük protein ihtiyacı hayvansal ve bitkisel kaynaklı gıdalardan dengeli olarak alınmalıdır.
Besinler yoluyla alınan kolesterole dikkat edilmelidir. Kolesterol miktarı, kırmızı et, sakatat gibi hayvansal gıdalarda yüksektir. Bu besinlerin tüketimi sınırlı ve bireyin gereksinimine göre ayarlanmalıdır.
Posalı beslenme günümüzde çok önem kazanmıştır. Posanın kan kolesterolünü düşürücü etkisini hepimiz biliyoruz.. Sebze ve meyveler posa, vitamin ve mineral içeriği zengin olan besinlerdir. Bunun yanında kuru baklagiller, yulaf, mercimek, mısır, buğday ve ekmek gibi posa yönünden zengin besinler günlük beslenmede yer almalıdır. Bu grup besinler enerji alımını da yönetirler. Şekerli içecek ve tatlı tüketimi azaltılmalı, şeker içeriği az olan besinler tercih edilmelidir. Şekerler saf karbonhidrattır ve yoğun enerji kaynağıdır. Bu besinlerin fazla miktarda tüketimi, vücut ağırlığının artmasına ve besleyici değeri yüksek olan besinlerin tüketiminin de azalmasına neden olur.
Tuz tüketimine dikkat edilmelidir. Tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında yakın bir ilişki vardır. Ayrıca fazla tuz tüketimi idrarla kalsiyum atılmasını artırarak kemiklerden kalsiyum kaybına neden olmaktadır. Tuz tüketimini azaltmak için;lezzetine bakılmadan yemeklere ilave tuz eklenmemelidir. Tuz içeriği düşük besinler tüketilmelidir. Sebze ve meyve tüketimi artırılmalıdır.

Vücut ağırlığı dengede tutulmalı, fiziksel aktivite artırılmalıdır.
Vücut ağırlığının normalden az ya da çok olması çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlar. Bu nedenle vücut ağırlığını normal sınırlar içinde tutmak için yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir. Hareketli bir yaşam sürdürülmeye çalışılmalı; kısa mesafelerde yürümek tercih edilmelidir. Herhangi bir sağlık problemi yok ise asansör ve yürüyen merdivenleri kullanmamaya özen gösterilmeli, her gün en az 30 - 45 dakika yürüyüş yapılmalıdır.

                                                      DO-CO NEDİR?


Uçağa bindiğimizde önümüze gelen yemeklerin nasıl hazırlanıp bize sunulduğunu merak ettiniz mi? Hele uzun uçuşlarda aralıksız süren ikramları nasıl hazırlIyor ve uçakta bulundurabiliyorlar?

Biraz mesleki merakım biraz da sektörü bilmemden kaynaklanan bir ilgidir benim ki… Geçtiğimiz hafta bunun sırrına erdim diyebilirim.
İstanbul’da Atatürk Hava limanının B kapısından girip DO-CO tabelalarını takip ettiğinizde kendinizi dıştan büyük görünmeyen ama içine girince şaşırtıcı büyüklükte ki bir binanın önünde buluyorsunuz. Giriş çıkışın büyük kontrollerle yapıldığı, hijyen kurallarının buradan başladığını hemen anlıyorsunuz.
DO-CO isimli kuruluştan söz edeceğim.
THY dahil pek çok hava yolu şirketine hizmet veren, Viyana, Barselona,Kiew, Berlin, Münih,  Frankfurt, Varşova, Londra, New York, Londra, İstanbul gibi birçok şehirde merkezleri olan  Catering,  lokanta, otel hizmeti sunan bir kurumdan söz edeceğim.

Ana girişte bizi karşılayan yönetici hocamız ile bir koridoru yürüyerek, bir uçağa birebir benzetilen replika uçağın içine girdik. Hostes, host, aşçı, şef aşçıların uygulama yapabildikleri, uçak tiplerine, taşımacılık sınıflarına göre hazırlanmış örnek bir yapı. Koltuklarımıza oturduk ve görevli hostesler ve “uçan şef” dedikleri kişi servise başladılar. Uçan şefler gerçek aşçılar ve uçuşlarda mutlaka bulunuyorlar, ısıtma, hazırlama ve serviste görev alıyorlar. Ana çalışma yerleri ise merkezlerdeki ana mutfaklar. Yemekleri hazırlanışından sunumuna kadar kalite ve güvenliğini kaybettirmeden sunulmasını amaçlıyorlar.

Yemekler özenle seçilmiş porselen kaplarda ağızları kapalı olarak servis edilmeye başlandı.
Zeytinyağlı sebze yemeği, füme hindi, salata, cacık, tere yağı, sıcak ekmek çeşitlerinden oluşan şık bir sunum yapıldı. Ana yemek; bonfile, pilav, patlıcan püre restoran sıcaklığında ve hijyenik kurallara uygundu. Yemekler gerçekten  son derece lezzetliydi.
Üzerine ikram ettikleri çay tam da Türk çayı dedirtecek nitelikteydi. 

Biraz mesleki merakım biraz da sektörü bilmemden kaynaklanan bir ilgidir benim ki… Geçtiğimiz hafta bunun sırrına erdim diyebilirim.
İstanbul’da Atatürk Havalimanının B kapısından girip Do-Co tabelalarını takip ettiğinizde kendinizi dıştan büyük görünmeyen ama içine girince şaşırtıcı büyüklükte ki bir binanın önünde buluyorsunuz. Giriş çıkışın büyük kontrollerle yapıldığı, hijyen kurallarının buradan başladığını hemen anlıyorsunuz.
DO-CO isimli kuruluştan söz edeceğim.
THY dahil pek çok hava yolu şirketine hizmet veren, Viyana, Barselona,Kiew, Berlin, Münih,  Frankfurt, Varşova, Londra, New York, Londra, İstanbul gibi birçok şehirde merkezleri olan  Catering,  lokanta, otel hizmeti sunan bir kurumdan söz edeceğim.

Ana girişte bizi karşılayan yönetici hocamız ile bir koridoru yürüyerek, bir uçağa birebir benzetilenreplika uçağın içine girdik. Hostes, host, aşçı, şef aşçıların uygulama yapabildikleri, uçak tiplerine, taşımacılık sınıflarına göre hazırlanmış örnek bir yapı. Koltuklarımıza oturduk ve görevli hostesler ve “uçan şef” dedikleri kişi servise başladılar. Uçan şefler gerçek aşçılar ve uçuşlarda mutlaka bulunuyorlar, ısıtma, hazırlama ve serviste görev alıyorlar. Ana çalışma yerleri ise merkezlerdeki ana mutfaklar. Yemekleri hazırlanışından sunumuna kadar kalite ve güvenliğini kaybettirmeden sunulmasını amaçlıyorlar.

Yemekler özenle seçilmiş porselen kaplarda ağızları kapalı olarak servis edilmeye başlandı.
Zeytinyağlı sebze yemeği, füme hindi, salata, cacık, tere yağı, sıcak ekmek çeşitlerinden oluşan şık bir sunum yapıldı. Ana yemek; bonfile, pilav, patlıcan püre restoran sıcaklığında ve hijyenik kurallara uygundu. Yemekler gerçekten  son derece lezzetliydi.
Üzerine ikram ettikleri çay tam da Türk çayı dedirtecek nitelikteydi.
Aklıma takılan soruları sormak için sabırla bekledim.
Biz bunları yerken bir yandan da bilgilendirilmeye başladılar.
Bu kurum 1981 yılında Viyana da kurulmuş. 2007 yılında THY yolları ile ortaklık anlaşması yapmışlar ve daha da büyümüşler.
Günlük 150 bin kişilik yemek üretiliyor, son derece titiz seçilmiş kalifiye 2000 eleman çalışıyor. Personelin sağlık kontrolleri ve eğitimleri büyük bir titizlik ve sıklıkla yapılıyor. İşe alınmaları da hiç kolay değil, 3 aşamalı sınav/ görüşme tekniği ile yapılıyor.
İşin kalbinin insan elinden çıktığını çok iyi biliyorlar. Çalışmaları izlediğinizde personel memnuniyetini ve çalışma hızlarını görebiliyorsunuz.
Son derece gelişmiş mikrobiyoloji laboratuvarı, bilgisayar sistemleri ile denetlenen yükleme, hazırlama ve kontrol noktaları ile insanı büyülüyor.


Sebzelerin hazırlanması ve yıkanması beni daima çok ilgilendirir, bunun için özel bir bölüm oluşturulmuş. Yıkama büyük ve özel aparatlar ile yapılıyor. Çiğ tüketilecek sebze ve salatalık malzemelere insan sağlığına zarar vermeyen bir solüsyon eklenerek hijyen sağlanıyor.
Soyulup hazırlanmış patatesler, havuçlar, yeşil yapraklı sebzeler ve meyveler özel kasalara yerleştirilip hazırlama noktalarına asansörler yardımı ile ulaştırılıyor.
İnsan faktörünü çok önemsiyorlar, bir çok yiyecek tamamen el emeği olarak üretiliyor.
İçli köfte, hamsili pilav, yaprak sarması, meyvelerin soyulup hazırlanması tamamen elde yapılıyor.

Sebzelerin kullanım amaçlarına göre doğranmaları, pişirme yöntemlerini, servis edilmesi sırasındaki porsiyonlamalar standartlaştırılmış ve personelin kullanacağı reçeteler halinde önlerinde bulunduruluyor.
Ekmek , pasta, börek, tatlı hazırlama bölümleri anlatılamayacak kadar temiz ve çok hızla üretimi destekleyecek şekilde dizayn edilmiş. Üretilen elmalı kekler, kurabiyeler, üzümlü daniş kekleri, pastalar, kuplar sanki ev yapımı gibi.


Beni büyüleyen diğer bir yer ise, hazırlanmış, paketlenmiş, soğutulmuş, uçakta kullanılacak taşıyıcılara yerleştirilmiş bu ürünlerin herhangi bir karışıklığa uğramadan uçaklara nasıl yüklendiği yer oldu.  Günde yüzlerce uçağa  özel menüler de dahi bu ürünlerin yüklenildiği yere geldiğimizde biraz daha şaşırdım. Yükleme bölümünün ısısı insanı üşütecek kadar düşük, kişiler kalın giysiler ve özel kıyafetler ile çalışıyorlar.
Kontrol işlemi otomasyon merkezi tarafından hazırlanıp denetleniyor. 20 uzman kişinin çalıştığı bu merkez uzay üssü gibi. Masaların etrafında kümeleşmiş grupları görüyorsunuz, yoğun bir çalışma var. Bu merkez tıpkı mutfak gibi 24 saat durmaksızın çalışıyor.
İnip kalkan uçaklar, yükleme yapılan uçağın durumu, sefer sayıları yani inanılmaz bir teknik çlışma var.
 Alt kata indiğimizde duvarda bir televizyon ekranı gösterdiler. Üzerinde çeşitli renklerle işaretlenmiş uçak kodları, saatleri,istenilen yemeklerin türü ve sayısı,  hazırlanmış taşıyıcılar üzerine yapıştırılmış etiketlerin kod numaraları, teslim eden kişinin kod numarası gibi bilgiler yazıyor. Buradan konteynırlara yükleme yapmak  için kapıya yanaşmış özel kamyonları görüyoruz. İçleri deterjanlarla yıkanan ve steril edilen özel kamyonlar. Gidecekleri uçakların bilgisini ve malzemeleri yerleştirip uçağa yaklaşarak yükleme yapıyorlar. Soğuk zincir hiç bozulmuyor. Bu yemek taşıyan dolaplar uçakta sıcak veya soğuk servis edilecekler olarak ayrılıyor.  Sıcak servis edilecek paketler için ısıtılma işlemi  uçaktaki elektrikli fırınlarla yapılıyor. Çeşitliliğin nasıl denetlendiği ve bu kontrolün nasıl yapıldığını anlattıklarında şaşkınlığım biraz daha artıyor.
Son olarak gördüğümüz uçaklardan geri dönen artıklar ve değerlendirilmesi. Uçaktan gelen ayrıştırılmaya başlanıyor, çöpler bir konteynırda biriktiriliyor. Bunu değerlendiren firma çöpleri götürüyor. Açılan kutulardan çıkan ekipmanlar ait olduğu hava yolu şirketinin malzemelerine göre ayrılıyor. Tabaklar, çatallar, bıçaklar, cam eşyalar ayrılıp ön yıkamaya ardından esas yıkama ve sterilizasyona gönderiliyor.  Kullanıma hazır olacak şekilde hazırlanıyorlar ve gerekli ünitelere gönderiliyor. Sanitasyonun önemi her yerde görülüyor ve uyarılar hiç bitmiyor. Denetim son derece sıkı ve dikkatli yapılıyor.

Bu kurumu gezerken en çok dikkatimi çeken hijyen ve sanitasyon kurallarına çok dikkat etmeleri oldu. HACCP denilen uluslar arası değerlendirme kriterlerine uymaları ve çeşitli değerlendirme belgelerine sahip olmaları ve daha önemlisi bu belgelerin hakkını veren çalışmaları yapıyor olmaları. Küçük bir ihmalin veya aksamanın gıda enfeksiyonu yada intoksikasyonuna sebep olabileceği bilincinin ne kadar yerleştirildiği ve uygulandığı hemen görülüyor. Uluslar arası girişimleri ve bunun hakkını vermelerinden dolayı çok etkilendiğimi ve sizlerle paylaşmak istediğimi bilmenizi istedim.  


Aklıma takılan soruları sormak için sabırla bekledim.
Biz bunları yerken bir yandan da bilgilendirilmeye başladılar.
Bu kurum 1981 yılında Viyana da kurulmuş. 2007 yılında THY yolları ile ortaklık anlaşması yapmışlar ve daha da büyümüşler.
Günlük 150 bin kişilik yemek üretiliyor, son derece titiz seçilmiş kalifiye 2000 eleman çalışıyor. Personelin sağlık kontrolleri ve eğitimleri büyük bir titizlik ve sıklıkla yapılıyor. İşe alınmaları da hiç kolay değil, 3 aşamalı sınav/ görüşme tekniği ile yapılıyor.
İşin kalbinin insan elinden çıktığını çok iyi biliyorlar. Çalışmaları izlediğinizde personel memnuniyetini ve çalışma hızlarını görebiliyorsunuz.
Son derece gelişmiş mikrobiyoloji laboratuvarı, bilgisayar sistemleri ile denetlenen yükleme, hazırlama ve kontrol noktaları ile insanı büyülüyor.


Sebzelerin hazırlanması ve yıkanması beni daima çok ilgilendirir, bunun için özel bir bölüm oluşturulmuş. Yıkama büyük ve özel aletler ile yapılıyor. Çiğ tüketilecek sebze ve salatalık malzemelere insan sağlığına zarar vermeyen bir solüsyon eklenerek hijyen sağlanıyor.
Soyulup hazırlanmış patatesler, havuçlar, yeşil yapraklı sebzeler ve meyveler özel kasalara yerleştirilip hazırlama noktalarına asansörler yardımı ile ulaştırılıyor.
İnsan faktörünü çok önemsiyorlar, bir çok yiyecek tamamen el emeği olarak üretiliyor.
İçli köfte, hamsili pilav, yaprak sarması, meyvelerin soyulup hazırlanması tamamen elde yapılıyor.

Sebzelerin kullanım amaçlarına göre doğranması, pişirme yöntemlerini, servis edilmesi sırasındaki porsiyonlara ayırma standartlaştırılmış ve personelin kullanacağı reçeteler halinde önlerinde bulunduruluyor.
Ekmek , pasta, börek, tatlı hazırlama bölümleri anlatılamayacak kadar temiz ve çok hızla üretimi destekleyecek şekilde dizayn edilmiş. Üretilen elmalı kekler, kurabiyeler, üzümlü kekler, pastalar, kuplar sanki ev yapımı gibi.

Beni büyüleyen diğer bir yer ise, hazırlanmış, paketlenmiş, soğutulmuş, uçakta kullanılacak taşıyıcılara yerleştirilmiş bu ürünlerin herhangi bir karışıklığa uğramadan uçaklara nasıl yüklendiği yer oldu.  Günde yüzlerce uçağa  özel menüler de dahi bu ürünlerin yüklenildiği yere geldiğimizde biraz daha şaşırdım. Yükleme bölümünün ısısı insanı üşütecek kadar düşük, kişiler kalın giysiler ve özel kıyafetler ile çalışıyorlar.
Kontrol işlemi otomasyon merkezi tarafından hazırlanıp denetleniyor. 20 uzman kişinin çalıştığı bu merkez uzay üssü gibi. Masaların etrafında toplanmış grupları görüyorsunuz, yoğun bir çalışma var. Bu merkez tıpkı mutfak gibi 24 saat durmaksızın çalışıyor.
İnip kalkan uçaklar, yükleme yapılan uçağın durumu, sefer sayıları yani inanılmaz bir teknik çalışma var.
 Alt kata indiğimizde duvarda bir televizyon ekranı gösterdiler. Üzerinde çeşitli renklerle işaretlenmiş uçak kodları, saatleri,istenilen yemeklerin türü ve sayısı,  hazırlanmış taşıyıcılar üzerine yapıştırılmış etiketlerin kod numaraları, teslim eden kişinin kod numarası gibi bilgiler yazıyor. Buradan taşıyıcılara yükleme yapmak  için kapıya yanaşmış özel kamyonları görüyoruz. İçleri deterjanlarla yıkanan ve steril edilen özel kamyonlar. Gidecekleri uçakların bilgisini ve malzemeleri yerleştirip uçağa yaklaşarak yükleme yapıyorlar. Soğuk zincir hiç bozulmuyor. Bu yemek taşıyan dolaplar uçakta sıcak veya soğuk servis edilecekler olarak ayrılıyor.  Sıcak servis edilecek paketler için ısıtılma işlemi  uçaktaki elektrikli fırınlarla yapılıyor. Çeşitliliğin nasıl denetlendiği ve bu kontrolün nasıl yapıldığını anlattıklarında şaşkınlığım biraz daha artıyor.





Son olarak gördüğümüz uçaklardan geri dönen artıklar ve değerlendirilmesi. Uçaktan gelen ayrıştırılmaya başlanıyor, çöpler bir konteynırda biriktiriliyor. Bunu değerlendiren firma çöpleri götürüyor. Açılan kutulardan çıkan ekipmanlar ait olduğu hava yolu şirketinin malzemelerine göre ayrılıyor. Tabaklar, çatallar, bıçaklar, cam eşyalar ayrılıp ön yıkamaya ardından esas yıkama ve sterilizasyona gönderiliyor.  Kullanıma hazır olacak şekilde hazırlanıyorlar ve gerekli ünitelere gönderiliyor. Sanitasyonun önemi her yerde görülüyor ve uyarılar hiç bitmiyor. Denetim son derece sıkı ve dikkatli yapılıyor.

Bu kurumu gezerken en çok dikkatimi çeken hijyen ve sanitasyon kurallarına çok dikkat etmeleri oldu. HACCP denilen uluslar arası değerlendirme kriterlerine uymaları ve çeşitli değerlendirme belgelerine sahip olmaları ve daha önemlisi bu belgelerin hakkını veren çalışmaları yapıyor olmaları. Küçük bir ihmalin veya aksamanın gıda enfeksiyonu yada intoksikasyonuna sebep olabileceği bilincinin ne kadar yerleştirildiği ve uygulandığı hemen görülüyor. Uluslar arası girişimleri ve bunun hakkını vermelerinden dolayı çok etkilendiğimi ve sizlerle paylaşmak istediğimi bilmenizi istedim.