Sunday, June 15, 2014

AEROBİK EGZERSİZ NE DEMEKTİR?



AEROBİK EGZERSİZ NE DEMEKTİR?
Solunum yoluyla soluduğumuz hava bizim yaşam kaynağımızdır. Besinlerin vücutta enerjiye dönüşmesi ve yakıt olarak kullanılması içeriğindeki oksijen ile mümkündür.

Kişilerin spor yaparken oksijeni kullanmaları performansı etkileyen en önemli etkenlerden birisidir

Aerobik egzersizler, kalbinizi ve ciğerlerinizi çalıştıran aktivitelerdir. Bunun için, kaslarınızı, bacaklarınızı ve göğsünüzü kullanarak çeşitli hareketleri, tekrar tekrar yaparsınız. Yürüyüş, bisiklet binmek, yüzmek ve merdiven çıkmak, aerobik egzersizlerdir. Tek ayağınızın üzerinde yeterince bir süre atlayıp zıplamanız bile aerobik hareket olarak tanımlanır.

“Aerobik” sözcüğü, 1960’lı yılların sonunda Dr. Kennetth Cooper tarafından kullanılmıştır. Sözlük anlamı “hava ile” demektir. Egzersiz yapıldığı zaman, vücudun ekstra oksijene ihtiyacı vardır. Aerobik egzersiz yaptığınız zaman, vücut kaslara sürekli oksijen verir. Eğer, kendinizi çok fazla zorlayacak olursanız, kaslarınızın ihtiyacı olan oksijeni, ciğerleriniz daha fazla alamaz. Bu süre boyunca, “anaerobik” ya da “havasız” bir şekilde egzersiz yaparsınız.
“Anaerobik egzersiz”, “çok ağır egzersiz” demektir. Böyle bir egzersizi yaparken de, sonra da uzun süre nefes nefese kalırsınız, bacaklarınızda ağrı ve yanma hissi oluşur. Bu vücudunuzun, durması ve dinlenmesi gerektiğinin işaretidir. Ekstra oksijenin alındığı ve bu oksijenin tutulduğu duruma, “anaerobic threshold” denir. Vücudunuz yeterli oksijeni alamadığı zaman, düşük tempoda çalışsanız bile vücudunuz, bunu kullanır. Süresi uzun şiddeti fazla olmayan fiziksel aktiviteler aerobiktir.
Aerobik aktiviteler
• Yürümek / koşmak
• Yüzmek / kürek çekmek
• Bisiklete binmek
• Merdiven çıkmak
• Kayak
• Dans etmek gibi sıralanabilir.
Akciğerlerin oksijeni alma ve kullanma kapasitesi düzenli fiziksel aktivite yapan kişilerde yüksektir.
Aldığımız havanın yaşamsal öneminin farkında olmanızı dilerim.

Sağlıklı ve kalıcı kilo kaybı için, genel sağlık kontrolünden geçtikten sonra diyetisyen tarafından bireyin yaş, kilo, boy, fiziksel aktivite düzeyi ve beslenme alışkanlıklarına özgü hazırlanan zayıflama diyetleri uygulanmalıdır.
Vücutta oluşan zararlı maddelerin atımı ve barsak sağlığı için günde en az 2 litre su tüketmeye özen gösterilmelidir.
 Her gün en az 30 dakika orta şiddette egzersiz (yürüyüş vb.) yapılmalıdır.



MULTİPL SKLEROZ NEDİR?


Multipl Skleroz yani MS;  hergün adını daha sık duyduğumuz bir hastalık oldu. 
Nedeni bilinmemekle birlikte; tedavisindeki gelişmeler ve tetikleyici faktörlerin saptanmaya başlanmış olması heyecan verici.
Bilim çevrelerinde en çok kabul gören neden; bağışıklık sistemi ile ilgili olduğu.  
Çocukluk çağlarında bağışıklık sistemi gelişimini tam olarak tanımlamamış olduğu sırada bir virüsün yada çeşitli çocukluk çağı virüs hastalıklarının hastalığa yatkın bireylerde bağışıklık sistemini kırılganlığa itebileceği ve bu durumun sonuçlarının merkezi sinir sisteminde yıllar sonra ortaya çıkabileceği sorunlar işaret edilmektedir.  
Bu hastalıkta kişinin bağışıklık sistemi, kendi myelin proteinlerine yabancılaşarak kendi kendini hasara uğratmaya başlar. Sağlıklı bireylerde myelin kılıf denen yapı sayesinde sinirsel mesajlar iletilir ve beyinden gelen sinyaller vücudu yönetir, ancak MS hastalarında oluşan hasar sonucu sinirsel mesajlarda yavaşlama meydana gelir ve vücut fonksiyonlarını kontrol etmek güçleşir.
Çift görme, kuvvetsizlik, denge bozuklukları, duyu kayıpları, bacaklarda uyuşukluk ve safra kesesi çalışmasında kontrol kaybı belirtiler arasındadır.
Ancak unutulmaması gereken her hasta kendine özgü belirtiler verir. Hastaların kesinlikle kendilerini diğer MS hastalarıyla karşılaştırmaması gerekir. Çünkü durum herkeste farklılıklar gösterebilmektedir. 

Atak/ alevlenme denilen durumlar da kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Atak veya alevlenme dediğimiz kavramlar; en az 24 saat süren ve gündelik hayatı kısıtlayan herhangi bir bulgu anlamında kullanılır. 
Örneğin; belirsiz ama inatçı bir yorgunluk hali,yazı yazarken titreyen bir el, yürürken dengesizlik, bir uzvun işlevini yitirmesi gibi belirgin kayıplar atak olarak sayılır.
Belirtiler arasında olan yorgunluk, uyku bozuklukları, kas sertliği, denge bozuklukları, baş dönmesi, kulak çınlaması, görme sorunları, uyuşmalar ve baş ağrısı gibi rahatsızlıklar için, uygulanacak ilaç tedavisi büyük ölçüde şikayetleri  azaltmaya  yardımcıdır.
Stres her duruma olduğu gibi MS hastalığına da olumsuz etki yapar. Çünkü vücudun sürekli bir alarm halinde oluşu bağışıklık sistemini zedelemektedir. 

Günümüzde stresten uzak durmak mümkün olamayacağından en azından stresle başa çıkma yöntemlerini denemek yararlı olacaktır.
Örneğin; olaylara olumlu bakabilmeyi, sevgiyi ve hoşgörüyü benimseyebilmek, sıkıntıları paylaşmak, gerektiğinde  profesyonel destek almak, gevşeme teknikleri ve düzenli spor yapabilmek stresle başa çıkmada yardımcı yöntemlerdir.

Peki bu hastalıkla savaşta beslenmenin olumlu etkileri olabilir mi? 
Evet, beslenmede bazı küçük detaylara dikkat etmek hastalığın iyileşmesine ve duraksamasına katkıda bulunabilir.
İlke olarak karbonhidratlardan fakir bir beslenme tarzının olumlu etkileri yapılan çalışmalarda görülmüştür. Özellikle basit karbonhidratlar dediğimiz şeker ve şekerli besinlerden olabildiğince uzak durmak faydalı olacaktır.
Ekmek, makarna, pilav tarzı besinlerin ana yemeğiniz olmamasına özen gösteriniz. Çeşitli besin ögelerini iyi kaynaklardan gereksinmeniz kadar tüketiniz.
 Hastalarda yağ metabolizmasında değişiklikler olduğu ve doymuş yağ asitlerinin (katı yağların) doymamış yağ asitlerine (sıvı yağlara) oranının arttığı saptanmıştır. Bu nedenle doymuş(katı) yağlardan kısıtlı beslenmek de doğrudur. Tereyağı, tam yağlı süt ve peynir gibi besinler yerine bitkisel sıvı yağlar ve yarım yağlı süt ürünlerinin kullanılması önerilir.

Bitkisel sıvı yağların hastalığın ilerlemesini yavaşlattığı ve daha kısa sürede iyileşme görüldüğü de belirtilmiştir. Ayrıca n-3 yağ asitlerinden zengin balık veya balık yağı kullanımı da sağlığın geliştirilmesinde olumlu etkilere sahiptir.
Yapay besinlerden, hazır gıdalardan ve içeriğinde ne olduğunu bilmediğiniz besinlerden olabildiğince uzak durmak ve doğal besinleri tercih etmek de mutlaka yararlı olacaktır.
 İzlenen hastalarda, ilk 5 yılda genel olarak iyi huylu gidiş gösteren, yani önemli bir yaşam kalitesi kısıtlanması olmayan hastalarda seyrin iyi huylu gidebileceği görülmüştür.
Sağlıklı ve mutlu günler diliyorum.


FENİL KETONÜRİA (PKU)
Bir damla kan ile yaşamın tamamını değiştirebilirsiniz. Fenil ketonüria işte böyle bir hastalık.
Fenilketonüri hepatik enzim olan fenilalanin hidroksilaz eksikliğinin neden olduğu doğumsal bir hastalıktır. Erken tanı ile nörometabolik komplikasyonları önlenebilir. Kalıtsal metabolik hastalıktır. Fenilalanini tirozine çeviren fenilalanin hidroksilaz enzimi eksik ya da hiç yoktur. Vücutta birikmiş olan fenilalanin ve türevleri beyin omurilik sıvısına geçer, burada bileşiklerin düzeyi yükselir ve hasta bireyde zeka ve nörolojik gelişim geriliğioluşur. Doğumdan hemen sonra bebekten alınan birkaç damla kan tanı için yeterlidir. PKU ile etkilenmiş bebeklerde kan fenilalanin düzeyi doğumdan sonra protein beslenmesi olmadan bile en erken 4 saatte tanısal seviyeye çıkabilir.

BELİRTİLERİ
  Bebeklerde en erken belirtilerden biri kusmadır.
  İdrar ve terin küf gibi kokması
  Zeka geriliği
  Çevreye karşı ilgisizlik
  Hiperaktivite
  Konvülsiyonlar
  Nörolojik gelişim basamaklarında gerilik
  Hastaların bir kısmında melanin oluşumundaki bozukluk nedeniyle saç, göz ve deri rengi açıktır.
  
  Tedavi edilmeyen fenilketonürili çocuklarda 5-6 aylardan sonra zekadaki gerileme belirgin hale gelir. Akranlarından farklı olarak oturma, yürüme ve konuşma gibi becerileri kazanamazlar.

Fenilketonüri erken teşhiş edildiğinde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavide genel ilke gıdalar ile alınan fenilalanin miktarını azaltarak kan fenilalanin düzeyini normal sınırlar içinde tutmaktır.
Diyet tedavisinde fenilalanini çok azaltılmış ya da fenilalanin içermeyen özel ve ilaç niteliğinde mamaların ve  tıbbi ürünlerin kullanılması gereklidir.
İdeali tedavinin yaşam boyu devamıdır,  beyin dokusunun en hızlı geliştiği hayatın ilk 10-12 yılı boyunca  çok  iyi şekilde uygulanmalıdır.

Tedavi Edilmiş Bireyde
  Normal büyüme ve gelişme
  Nörolojik toksitite engellenir
  Gelişmiş algılama
  Gelişmiş davranışlar gözlenir.

Yasak Besinler

Süt ve süt ürünleri
Yumurta
Et ve et ürünleri
Hayvanın iç organları (beyin, karaciğer, böbrek v.b.)
Normal ekmek (buğday, çavdar, yulaf, mısır ekmekleri)
Kuru yemiş (fındık, fıstık, leblebi, çekirdek çeşitleri, badem, ceviz)
Kurubaklagil (kuru fasülye, nohut, mercimek, iç bakla, soya fasülyesi, kuru barbunya)
Hazır besin (kraker, bisküvi, kek, kurabiye, pasta ve yasaklarla yapılmış bütün besinler)
Aspartam ve fenilalanin içeren bütün içecek, sakız, yiyecekler.

SerbestTüketilebilenBesinler
Mısır nişastası, sade lokum, sade akide şekeri, çay, ıhlamur, adaçayı, sıvı yağ, çay şekeri, elma suyu, komposto suyu, gazoz, kolalı içecekler.
SınırlıMiktardaTüketilmesiGerekenBesinler
Sebzeler, meyveler, unlu gıdalar, zeytin, margarin, tereyağı, bal, pekmez. 

Fenilketonüri Diyet Tedavisinin Amaçları
Hastanın izlem sırasında ağırlık kaybı ve diğer katabolik olaylardan etkilenmemesini sağlamak.
Hastanın fenilalanin, protein ve enerji gereksinmelerini bireysel olarak saptamak , günlük verilecek fenilalanin miktarı bebeklerde 6-8 öğünde, çocuk grubunda ise 3 veya 4 eşit öğünde vermek , doğal protein kaynaklarının öncelikle tüketilmesini sağlamak ve alımları izlemek
Hasta büyüdükçe diyet kapsamındaki bazı değişiklikler olmakla birlikte hastanın yaşam boyu kendisine verilen diyeti tüketmesini sağlamak
Diyetisyen ve doktor tarafından hasta ve ailesine hastalık, beslenme tedavisi ve kullanılan aminoasit karışımları, düşük proteinli ürünler ve değişim listeleri hakkında gerekli eğitimi vermek

Bu sağlık sorunlarını taşıyan çocuklar için PKU derneğine ulaşmalarını ve daha çok bilgi edinmelerini önerebilirim.

Sağlılklı günler dilerim.