DÜNYA GIDA GÜNÜ
16 Ekim Dünya Gıda Günü olarak kutlanır. Bu günleri kutlamak bile içimizi acıtan
gerçekler nedeniyle dram haline geliyor.
Bu yıl Dünya Gıda Gününün teması "Sosyal Koruma ve
Tarım" olarak belirlendi. Geçtiğimiz yıl Dünyada ve ülkemizde; kuraklık,
sel, heyelan ve dolu gibi doğal afetler üretimi engelledi, çiftçileri perişan etti.
Ekonomik güçleri kalmayan üreticiler tarım ve hayvancılık
yerine başka seçenekler aramaya başladılar. Bu çöküş ülkemiz için son derece
olumsuz tabloların ortaya çıkışını sağladı. Açlık sınırında yaşıyan insan sayısı resmi
kayıtlara yansımasa bile çok arttı. Ya da karın doyurmak olarak yapılan
yetersiz beslenme gizli açlıklar ve beslenme yetersizliklerini gündeme geldi.
Dünyada bir yandan aşırı beslenme ve obezite sonucu yaşanan
hastalıklarla mücadele edilirken, diğer yanda 10 milyondan fazla çocuğun
yetersiz beslenme sonucu 5 yaşına ulaşamadan ölmesinin açıklaması ancak yanlış politikalarla
açıklanabilir. Dengesiz gelir dağılımı kötü beslenmeyi besleyen en önemli
kaynaktır.olabilir.
Türkiye gibi tarım ve hayvancılığı iyi olan bir ülkede bu
yapıyı kaybetmek nasıl açıklanabilir? Bu değişim şehirlere olan göçü artırıp
kırsal kesimlerin terk edilmesine neden oldu. Üretim olmaması gıda
fiyatlarındaki artışı hergün tetikliyor. Bu süreç durdurulamazsa ülkemizde ve Dünyadaki
aç insanların sayısı daha da artacaktır.
İnsanların temel hakkı olan Gıda güvencesini sağlamak her
geçen gün daha da zorlaşacaktır. Tüm dünyada insanların yaşamak, fiziksel ve
mental gelişimlerini sağlamak için yeterli gıdaya ulaşmaları ve bu gıdaların
sağlık yönünden güvenli olması, temel haklarıdır. Savaşların, sömürgeleştirmenin ve açlığın
neden olduğu yetersiz ve dengesiz beslenmelerin oluşturduğu ölümler, mental ve
fiziksel bozukluklar ulusal ve uluslararası düzeyde trajik boyutlara ulaşmıştır.
Adil olmayan bir coğrafyada yaşamaktayız. Dünya kaynaklarını
doyumsuz bir şekilde tüketen belli gruplar aşırı beslenmeden dolayı sağlık
problemleriyle uğraşırken, açlığın ve yetersiz beslenmenin pençesinde kıvranan
1 milyar insan açlıktan ölmek veya yetersiz ve temiz suya ulaşamamaktan dolayı
ölüm tehdidi altında yaşamaktadırlar.
Yoksulluğa bağlı olarak insanlar yeterli gıdayı üretememekte
veya satın alamamaktadırlar. Yaşanan doğal afetler, mali krizler, savaşlar ve
politik sorunlar nedeniyle artan gıda fiyatları da bu duruma olumsuz
etkilemektedir.
Dünyada yaşanan küresel krizler ülkemizde yıllardan beri var
olan yetersiz ve dengesiz beslenme sorununu daha da artırmıştır. Ülkemiz
nüfusunun yarısının yoksulluk sınırı altında, 1 milyondan fazla yurttaşımızın
da açlık sınırı altında yaşadığı göz önüne alınırsa, açlık ve yetersiz
beslenmeyi ulus olarak ne kadar derinden yaşadığımız ortaya çıkacaktır. Bir
toplumun gelişmişlik seviyesi bireylerin tükettiği hayvansal gıdaların miktarı
ile doğru orantılıdır. Ülkemizde tüketilen et, balık, süt, yumurta gibi değerli
protein kaynakları miktarının gelişmiş ülke verileri ile karşılaştırıldığında
çok geride olduğu görülecektir.
Ülkemiz geniş coğrafyası, iklim özellikleri ve üç tarafındaki
denizleri ile hayvansal üretim açısından önemli bir potansiyele sahip olmasına
karşın yanlış tercihle uygulanan tarım politikaları hayvansal üretimi
engellemiştir. Kesilmiş hayvan etleri ithal etmenin mantığıbunu çözmeye
yetmeyecektir. Bizim insanımız dengeli beslenme için gerekli düzeyde hayvansal
proteine ulaşamamaktadır. Dünyada yaşanan büyük açlık tehlikesine
karşın ülke potansiyelinin değerlendirilerek hayvansal üretimin arttırılmaması
akıl tutulmasıdır. Hayvansal protein açığının ithalat yolu ile karşılanması ise,
ileride çok daha büyük açlık sorunlarını getireceği görmezden gelinemez.
